23 Mayıs 2009 Cumartesi

DINANT-ARDENLER'DE BIR TABLO



Dinant ,Belçika'nın doğal güzellikleriyle dillere destan Ardenler bölgesinde yer alıyor.Brüksel'den trenle bir saat kırk dakika mesafede olan Dinant görülmeye değer bir yer.Paris ile Köln arasında önemli bir geçiş noktası olan Dinant,yüzyıllar boyunca konumu nedeniyle uğruna hep savaşılan bir yer olmuş.Tepedeki tarihi kaleye tam 408 merdivenle çıkılıyor !! İsteyenlere teleferik de var. Ancak ben gittiğimde henüz çalışmaya başlamadığından sabah sabah ruhumu teslim ediyordum.Yukarı ulaştığımdaysa manzara eşsizdi.

TEPEDEKİ KALE

Oldukça geniş bir alana yayılan kalenin iç çeperlerinde Dinant'ın tarihsel geçmişinden ayrıntılar anlatılıyor.. Bakır işlemeciliğinde önemli bir merkez olan ve Meuse nehrine bakan Dinant'a ilk köprü 1080 yılında kurulmuş.Köprüye ait kazıklar halen sergileniyor.Kasabanın konumu nedeniyle savaşlar hiç eksik olmamış.Kale her dönem askeri bir üs görevi üstlenmiş.1830 da Belçika'nın bağımsızlığında önemli rol oynamış bir yer.Daha sonra her iki dünya savaşlarında da ağır çatışmalara sahne olmuş.Günümüzde kalenin içinde Ortaçağ'dan kalan zindanlar ve işkence aletlerinden tutun da,1. Dünya savaşında yapılan sığınaklara kadar pek çok tarihi mekan canlandırılıyor.2. Dünya savaşında Almanların kontrolüne geçen kalede 700'e yakın kasabalı öldürülmüş.Dolayısıyla Dinant ,kendi tarihlerini yakından tanımak isteyen Belçikalıların da uğrak yeri.

İLGİNÇLİKLER

Kalede rehberli turlar var ama dillerini anlamadığım için sadece dağıttıkları İngilizce broşürden okuyup kendim gezmeye çalıştım. Bu yüzden de hangi tura dahil olduğum belli olmadı. İşte sığınakların olduğu alanda telefonum çalınca,öndeki turun gittiğini bir anda etraf kararınca farkettim. Özetle tur ilerlemiş,ışıklar üzerime kapanmıştı.Normalde panik de yapabilirsiniz ama gündüz gözüyle orada ilelebet kalacak halim yoktu. El yordamıyla ilerleyim dedim olmadı,cep telefonundan ışık tutayım dedim ama baktım olmayacak.Yaklaşık 5 dakika öylece bekledim. Diyorum ki Belçika'da bir de mahsur kalmadığın eksik kalmıştı. Neyse sonra yeniden sesler gelmeye başladı. Bir sonraki tur yaklaşıyordu.Kendimi seslere yönelttim ve baktım yeni bir grup kapının ağzında bekliyordu.

ORYANTASYON BOZUKLUGU

Neyse ışıklar yanınca sığınaktaki merdivenlerden birkat daha aşağıya indim.ve bir anda durduğum yerde duramaz oldum. Nasıl başım dönüyor,nasıl sallanıyorum anlatamam. bir yandan diyorum ki,demin karanlıkta panik olmadın acaba şimdi mi acısı çıkıyor? Fakat nedense sürekli sağa çekiliyor hissi içinde ayakta duramadım.İlginç olan ise,bu tahta bölümü geçer geçmez ,herşey normale döndü. İşte o zaman şüphelendim. Hiç üşenmeden geri döndüm,baktım yine aynı his..Sanki bir mıknatıs beni duvara doğru çekiyor ve ben de ayakta kalıp direniyordum. Ne oluyor demeden ,arkadaki rehberli grup yetişmişti. Baktım onlara da aynı şey oluyordu. Hatta bakın fotoğraflarını çektim. Fotoğraflar yamuk değil,insanlar öyle duruyor. Sonunda dayanamayıp rehbere sordum. Meğer o bölüm savaşta zarar gören bir sığınakmış. Mekan zarar gördüğü için ,insandaki ortantasyon hissini yokediyormuş. Halen algılayabilmiş değilim. Sanki beyincik zarım zarar görmüş gibi ,dengemi bulamayıp,bir o yana bir bu yana nasıl savrulduğumu düşündükçe,bunu bir bilim adamına mutlaka sormaya karar verdim. Ben o odada ciddi bir merkezkaç kuvveti ile mücadele ettim.Yani sadece algılarımız bizi bu derece yanıltabilir mi??

DİNANT'IN KURABİYELERİ

Kalede turumu tamamladıktan sonra bu kez teleferikle aşağıya indim.Hemen yolun başındaki pastane Dinant'ta yüzyıllık bir kurabiye geleneğini gözler önüne seriyordu. Meğer bu Dinant'ın baskılı kurabiyeleri pek meşhurmuş. Envai çeşit desende yapılan kurabiyelerin özelliği şeker kullanılmaması.Onun yerine bal ile pişiriliyorlarmış.Ben de fotoğraf çektikten sonra merak edip küçük bir paket kurabiye aldım.Ve ilk ısırışımla dişlerim kırılıyor sandım!! Bunlar kurabiye değil betondan yapılmış olmalıydı!! Değil desen çizmek ,neredeyse çivi bile çakabilirsiniz.(haha)Bu derece sert olabilecekleri aklımın ucundan geçmezdi. Ama anladığım kadarıyla uzun süre dayandıları kesin!!

SAKSAFON'UN BABASI

Efendim bu minicik kasabanın özelliklerini saymakla bitmiyor.Meğer burası saksafonu icat eden Adolphe Sax 'ın memleketiymiş. Evinin önünde bir bronz heykeli var,ayrıca sene içinde caz konserleri de düzenleniyormuş.Ben de Sax beyefendiyle bir resim çektirmeyi ihmal etmedim :))

TEKNE TURU VE KANOLAR

Bu günlüğü okuyanlar artık biliyor ki,tekne turu varsa bendeniz kaçırmıyor.Dinant'ta irili ufaklı pekçok tekne turu var. Ancak ben en yaygın ve kısa olanını seçtim.Biraz dolaşmaya vaktim kalsın istedim. Anseremme denilen bir sonraki limana giden, ince, uzun, üzeri cam kaplı tekne Paris'tekileri andırıyordu.Tıkır mıkır nehir kenarından ilerlerken Anden'lerin doğal güzelliklerine ve kıyı şeridindeki evleri zevkle izledik. Hani bizde Boğaz turunda yalılara bakarsınız ya,buralarda da su kenarındaki bu evleri ,malikaneleri seyrediyorsunuz.Zaten insanlar bu bölgeye arabalarıyla gelip iç taraflarda orman ve nehir kenarında haftasonlarını geçiriyorlarmış. İşte bizim yolumuzun sonunda ,nehirin çatallaştığı noktada da karşımıza kanolar çıktı. Ama belki kanolu yüzlerce insan.Meğer Anden'ler kano sporunun merkeziymiş. insanlar doğal güzellikleri ile meşhur bu bölgeye, yürüyüş, bisiklet ,at binme ve kano için geliyormuş.Özetle ben de pek özendim..Tekne turundan sonra biraz da ,ara sokaklara girip,evlere ,dükkanlara baktım. Akşam trenle Brüksel'e dönerken gezimden oldukça memnundum.

1 yorum:

Adsız dedi ki...

barışın buraya gitmesi lazım!! Adolphe Sax beyefendi için!
Gönül